24 Aralık 2011 Cumartesi

Sevgilimle yaşayacağım ve sizin imzalı mutsuzluğunuza kıçımla güleceğim

       Missbone'un tweeti ve yeni yazısı yönlendirdi beni bu konuya. Konumuz evlenmeden aynı evde yaşamak.
      Eğer küfür kaldıramayacak insanlar varsa lütfen devamını okumasınlar.
      Herkes ideal eş arıyor. İster inanın ister inanmayın, ben buldum. Mükemmel erkeği buldum. Aşkımdan değil bu söylediğim. Bunu söyleyebildiğim için aşığım ona. Karakteri mükemmel aynı zamanda da yakışıklı. Hadi lan diyen varsa çatlasın orta yerinden. Allah'a binlerce kez şükürler olsun bana bu mutluluğu layık gördüğü için. 
      Ben o kadar seviyorum ve O o kadar mükemmel ki, ben ilerde ne olursa olsun onunla yaşadığım hiçbir şeyden pişman olmayacağım. 






      Üçüncü bir kişinin dışarıdan asla anlayamayacağı kadar hayranım ben. Eğer ev arkadaşı arasaydım onun kadar titiz, düzenli, saygılı olurdu. Ben ev arkadaşı bulup eve çıkamaz mıyım ? Çıkarım. Peki ben hem dostum, hem arkadaşım, hem sırdaşım, hem sevgilim olan ve yanındayken olmam gereken başka hiçbir yer yokmuş gibi hissettiren insanla neden aynı evde yaşayamıyorum ? Çünkü yaşayamayacağımı düşünenlerin aklı nerede biliyor musunuz ? Bacak aralarında. 
       Hepinizin beynini sikeyim. 
      Aileler küçücük kızlarını evlendiriyor, ama ortada imza olduğundan doğru ve ahlaka uygun oluyor. Kadınlar evlenme çağı gelince evlenip boktan evlilikler yaşıyor, aldatılıyor, ama o deftere imza attı diye yine ahlaka uygun oluyor. Evlilik nedir sizce, birliktelik nedir ? Oraya atılan o imza neyin simgesidir söyler misiniz ? Ben cidden merak ediyorum. O küçük beyninizde o küçük yazı nasıl bir anlam ifade ediyor. Missbone'a mail atıp sevgilisiyle aynı evde yaşamasını yadırgayanlara söylüyorum, namusunuz imza defterindeki imzadan, o yazıdan ibaretse, sadece bir yazıdan ibaretse bana da bir mail atın da ben bir namusunuzu kirleteyim cevabımla. Yani imza namus demek ya, ben de aynen size yazıyla cevap vereyim. 
      İnsanları yargılamaktan vazgeçin artık. Yeter ya. Size ne çok merak ediyorum. Benim imzasız birlikteliğimi eleştirmek sizin boktan evliliğinize mutluluk getirecek mi ? Sizi hunharca aldatan eşlerinizi size bağlayacak mı ? Siz mutsuzluktan sürünmeye devam ederken biz aşık olduğumuz adamlarla mutlu olacağız. Ve sadece sizin anladığınız gibi yataktaki mutluluktan bahsetmiyorum. Biz birlikte yemekler yapıp, birlikte film seyredeceğiz. Ben hayatımın omzunda uyuyacağım ve dünyadaki cennetimi yaşayacağım. Siz benim hakkımda konuşup tüm mutsuzluğunuzla yaşamaya devam ederken, sevgilim ve ben evde birlikte çalışacağız, birbirimizin davalarında birbirimize yardımcı olacağız, birlikte cüppe giyip mahkeme salonlarının tozunu attıracağız sonra evimize gelip birlikte dinleneceğiz. Yaşımız geldiğinde o imzayı atıp çocuk yapacağız. Siz bu arada bizim hakkımızda konuşmaya ve mutsuzca yaşamaya devam edeceksiniz.

20 Aralık 2011 Salı

Ne daha iyi hissettirebilir ki..

     Çok iyi değilim bu ara, çok da yazamıyorum. Ama şu şarkı her seferinde iyi hissettiriyor. Dünyada bana kendimi en iyi hissettiren şey, sevgilimin bana her baktığında, sevdiğini söylemesine lüzum bırakmayan gözleri. Ben de bu şarkıyı her dinlediğimde Hayat'ımın benim için ne kadar büyük bir şans olduğunu hatırlıyorum. :)
http://fizy.com/#s/1ahs2k

10 Aralık 2011 Cumartesi

Kızlar, toplaşın yavrukuslarım

      Kızlar, toplaşın yavrularım. Ufak önerilerim var size :D


      Bu ara bir türlü kombin yapamıyorum. Sürekli ne giysem nasıl giysem deyip duruyorum. Çok güzel kombinler oluyor moda bloglarında. Bazılarını kaydediyorum, ama nereye kadar. Bende olmayan parçalar var kombinlerde, sonra bende olan parçalarla da kombin yok bazen. O yüzden daha çok kombin paylaşın ya da bana öneri verin lütfen  :) Hani şu renkle şunu giy ya da yüksel bel kotu şunla giy, etekle şunu kombinle falan diye. Rica ediyorum :)


      Kirpikler bence kızlar için makyajın en önemli kısımlarından. Gür ve uzun görünsünler diye elimizden geleni yapıyoruz. Benim bir arkadaşımın denediği ve bana önerdiği bir şey var. O da badem yağı. Araştırdım bazı sitelerde kirpikleri döktüğünü falan yazmışlar ama bazıları da çok çok memnun. Arkadaşım rimel bile kullanmıyor çünkü gerek yok. Ben kullanmaya başladım ve gerçekten işe yarıyor. Bazı ürünler kirpikleri gerçekten uzatıyor ama cılızlaştırıyor. Böcek bacağı gibi oluyor. Ama badem yağı hem rengini belirginleştiriyor hem uzatıyor hem de gürleştiriyor. Bende de işe yaradı. Zaten uzun ve kıvrıktı şimdi tek kat rimel yetiyor. Göz içine asla gelmesin. Sadece kulak çubuğuyla kirpiklere sürün dikkatlice. Ama tabi garanti veremem sizde nasıl etki gösterecek, bir zarar verir mi bilemem. Ben her gece yatmadan önce sürüyorum, çok memnunum. Eczanelerde rimel gibi satılıyormuş. Hint yağı ve badem yağı karışımı varmış ve çok iyiymiş. Ama dediğim gibi ben sadece öneriyorum, zararı olursa mesuliyet kabul etmiyorum :) Bunu neden özellikle söyledim ? Çünkü bir makyaj blogunda önerilen ürün zarar vermiş, o kişi de suçlanmış. O yüzden. :)






      Hepimiz pürüzsüz bacaklar isteriz. :) Ama sürekli ağda, epilatör bazen zarar veriyor. Bazı sorunlara yol açıyor. Ben bunun için bir çözüm buldum. Vücut fırçaları satılıyor. Öyle çok para vermenize, özel at kılı fırçalar falan aramanıza gerek yok. Watsonslarda, gratiste falan bulabilirsiniz 4 liraya. Düzenli kullanımda çok işe yarıyor. Eda Taşpınar gibi saatlerinizi bunun için harcamanız gerekmiyor tabi :D. İlk zamanlar 3 günde bir falan yapın, düzelmeyi göreceksiniz zaten. Sonra haftada bir bile yeterli. Nelere iyi geldiğini tahmin edersiniz kızlar. Erkeklerin de okuduğu bir sayfada özel şeyleri açık yazılmasından hoşlanmam çünkü biliyorsunuz ki . :)


      Sürekli ya kilo almaya, ya kilo vermeye çalışıyoruz. Ve kilo değişimlerinde de biliyorsunuz ki vücut deforme oluyor. Sadece kızlarda değil, ani kilo değişimlerinde erkeklerde de oluyor bu sorun. Vücudumuz çatlıyor. Cildimiz yeterli neme sahip olmadığında kiloyla çatlaklar oluyor ve maalesef lazerden başka da tedavisi yok. Yani anahtar nokta nemlendirme. Çok istikrar lazım biliyorum ama her gece yatmadan önce çatlama olasılığı olan bölgeleri nemlendirirseniz, kilo değişimi olsa bile zaten cildiniz nemli olduğundan çatlama olmayacaktır.


       Sürekli oje sürüyoruz, sonra onları temizliyoruz, manikür yapıyoruz, bazen vücudumuza yeteri kadar vitamin alamıyoruz ve tırnaklarımız güçsüzleşiyor. Kalyon diye bir ürün var. Oje gibi direk tırnağa sürdüğünüzde tırnakları güçlendiriyor. Ojeyi sürdükten sonra, üstüne uygularsanız da ojenin ömrünü uzatıyor. 


      Accessorize'daki ürünler mükemmel biliyorum. Ama Six daha mükemmel. Çünkü ürünler çok güzel ve fiyatları çok daha uygun. Boşuna fazla para ödemeyin. Aynı şey iç çamaşırı için Loya markasında geçerli. Aşırı uygun fiyatlar. 


     
       Benim saçlarım baya bir işlemden geçiyor. O yüzden yıkayıp kuruttuğumda kabarık ve dalgalı duruyor genede. Ama Schwarzkopf 'un sıvı saç kremi mükemmel. Sprey şeklinde biliyorsunuz, ıslak saça uygulanıyor ve durulanmıyor. Saçlarımı kurutuyorum ve bildiğiniz düz kuruyor. İşim baya kolaylaşıyor ve yine de çok güzel görünüyor. Hatta övünmek gibi olmasın ( :P ) okulda arkamda oturan kızlar habire saçlarımı övüyorlar. Hatta biri bir gün "Bütün ders saçlarına baktım ne güzel görünüyor" demişti :). Birkaç gün sırıttım.


     İşte böyle. Sizin önerileriniz varsa yorum kısmında paylaşırsanız sevinirim. :)


    

9 Aralık 2011 Cuma

Bu ara çok komik şeyler oluyor.

    Nasıl oluyor anlamıyorum gerçekten ama bu ara çok çok komik şeyler oluyor. İnsanlar saçmalıyor, saçmalayanlar eleştiriliyor, sonra eleştirenler eleştiriliyor. Ama asıl komik olan, kimse işin aslını astarını bilmiyor.
    Hani ağzımıza sakız olan, moda ve makyaj bloglarını eleştiren blogger var ya, nasıl o kadar tepki aldı biliyor musunuz ? Tepki aldı çünkü insanlar yazıyı okudu. Okudular çünkü o insanlar o bloggerın izleyicisiydi. Ne kadar komik aslında, o kadar izleyicisi var, kitapları satıldı ama bunların olmasını sağlayan kişilerden çoğu da moda ve makyaj bloggerı çıktı. Ben olsam utanırdım. 
    Sonra Okan Bayülgen'e pucca konuk oldu. Çocuk yapmak istiyoruz, evlenmek istiyoruz dedi. Kitabın sonu için evlilik teklifi bekledim ama mutlu son olmadı dedi. Çocuk yapmak için adama ihtiyacımız var dedi. Okan lazanyaya neden evlenmek istiyor blogger kızlar dedi. Lazanya da sadece blogger kızlar değil dedi. Yani blogger kızlarla bir alakası yok. Bütün kızlar evlenmek istiyor demeye getirdi. Ve o kadar doğru söyledi ki. Abi itiraf edin hangi kız istemez şöyle romantik bir senaryo ? Erkek kızla mükemmel vakit geçiriyor, hatta kız onun için o kadar özel ki evlenmek için seçiyor onu. Çiçekler sürprizler derken çok orijinal bir şekilde evlenme teklif ediyor. Çok romantik, çok güzel bir düğünle evleniyorlar, süper tatlı çocuklar falan. Ben istemiyorum bu hayatı diyen var mı ? Yok zaten varsa da normal değil bence. Sonra bir yazı yazıldı. Altına yorumları döşediler ve hiçbirinin olayla ilgili tam bir bilgisi yoktu. Programı izleyen de çok azdı.
    Ama bu olanların sadece blog dünyasıyla ilgisi olduğunu mu düşünüyoruz ? Tabi ki hayır. İnsanların gerçeği bilmeseler bile birini mağdur seçip onun üstüne gitme gibi, aslını astarını bilmeden galeyana gelme gibi bir huyu var. Ben lazanyaya tepki gösteren ve bundan gurur duyan, birlik olmuş ve yorumlarla da bu birliği destekleyen gruptan olmaktansa karşılarındaki az kişiden olmayı tercih ediyorum ve bununla gurur duyuyorum. Görmeden inanmama lafının bir anlamı olmalı değil mi ? Hatta gördüğünden bile şüphe et. Hiçbir şey göründüğü gibi olmayabilirken sen görmediğin hakkında nasıl konuşuyorsun ? Ne dedikodu meraklısı, ne gaza gelen bir milletiz biz böyle ? 
     Galata olayında da aynısı olmadı mı ? Hatta şu yazımda da işin görünmeyen ama gerçek yüzünü yazmıştım. Herkes polisleri suçlamıştı ama kimse meydanın ortasına işeyen ve işedikleri yerde sevişen insanları suçlamamıştı. Neden ? Çünkü belirli bir çoğunluk olduğu zaman kimse azınlığın içinde bulunmak istemez. E hani bir düşünceyi çok kişi savunuyorsa yanlış olmasından korkmamız gerekiyordu. Yok ama bizde kimse göze alamaz bunu.
    İnsanlar hiç, bir olayın, bir durumun altında yatan sebebe bakmıyorlar, sebeple ilgilenmiyorlar. Hatta olayı bile doğru düzgün görmüyorlar. Nasıl duymuşlarsa ona inanıyorlar. İşin aslı çok farklı olabiliyor. Blogda yanlış yapmak, yanlış yorumlamak sorun değil o kadar. Aman tanımıyorum bile ne kaybederim diyor olabilirsiniz. Ama gerçekten kaybettiğiniz şey sizin karakterinizle ilgili. Bu bakış açısıyla gittikçe blogtaki kişilerden çok daha fazlasını kaybedersiniz. Hem de istemeseniz de siz zarar görürsünüz.






     Normalde bakkaldan ekmek çalan birine kızabilirsiniz. Victor Hugo'nun "Sefiller" ini okuduktan sonra ben hiç kızamadım. Acaba o insan ne yaşıyor da bir liralık ekmeği çalmak zorunda kalıyor ? Hırsız diye yaftalamak kolay ama gidip yardıma ihtiyacı olup olmadığını sormak, yardım etmek zor geliyor değil mi ? 
     Bunların gerçekten bloggerlarla falan ilgisi yok. İnsanlar yanlış bir kanı etrafında birleşiyorlar ya, o zaman ne kadar çirkin göründükleriyle ilgisi var. Bu sefer midem gerçekten bulanıyor.

8 Aralık 2011 Perşembe

Ödül mimi

    Bitanecik Missbone mimlemiş beni.
   
    Önce hakkımızda 7 gerçeği paylaşıyoruz, sonra da 10 bloggera kendi ödüllerimizi veriyoruz.
    
    1. Saç rengimi sürekli değiştiririm. Çok çabuk sıkılırım. Kızıl, bakır, kumral falan değişir hep. Ama sarı saça ayrı bir tutkum var, onu da yapacağım kesinlikle. :D
    2. Mesela biri bana sinir bozucu bir laf söyledi. Kesinlikle bir karşılık vermem lazım. Ama öyle bir karşılık olmalı ki böyle susup kalsın karşımda. Küfür falan değil zekice bir laf sokmam lazım. Eğer sokamamışsam o lafı, seneler geçse de içimde kalır, kendimi yiyip bitiririm.
    3. Sürprizleri çok severim ama yapacak kişi bana sürprizi olduğunu söylememeli. Çünkü kafamdan öyle hayaller kurmaya başlarım ki yapılan sürprizi de beğenemem mal gibi hayal kırıklığı olur.
    4. Hiç dünyayı gezmek, dünyanın şurasına gidip görmek gibi en büyük hayalim olmadı. En büyük hayalin nedir diye sorsalar cevap veremem. Ancak mutlu bir evlilik, sağlıklı çocuklar ve mesleğimde başarı gibi klasik bir cevap verebilirim.
    5. Sorumluluk almayı ne kadar ertelemek istesem de ikidir rüyamda anne oluyordum ve öyle mükemmel bir his ki yaşım gelmiş olsa, evli olsam hemen çocuk yapardım.
    6. Laf sokmaya çalışan insanlardan nefret ederim. Ben eleştirmek istiyorsam açık bir şekilde yaparım bunu. Karşımdakinin söylediği laf için "lan ne dedi şimdi laf mı soktu bu" gibi ikilemde kalmaktan nefret ederim.
    7. Yüksek sesten ve şiddetten aşırı korkarım. Biri bana çok bağırırsa, yanımdan geçen araba kendini yarışta sanıyorsa, ya da motorsiklet çok yakınımdan geçiyorsa donup kalırım öyle. Gözlerimi bile açamam. Bana yakın biri yanağımı okşamak istediği zaman vuracakmış gibi ürkerim. Gören de çocukluğumda çok dayak yedim sanar da yok değil yani.


     Şimdi 10 kişi yazıyorum. Ama sadece liste yapacağım. Neden yazdığım da bende kalsın :D.


   1. Missbone
   2. Bir İnce Ses 
   3. Jano 
   4. Lazanya 
   5. Leah 
   6. Ezgi 
   7. Mrs. Baros 
   8. Yasemin 
   9. Dream 
 10. Ukturk
 
 
     

30 Kasım 2011 Çarşamba

Ööööööğğğğğhhhhhh midemmm bulandı !

   Hani ben bazen birilerini eleştiriyorum ya, işte ben kendime kızıyordum hani, seni ilgilendirmez Nora herkes istediği gibi davranır falan fıstık. Yok bebeğim yok. 
   Şimdi ben hepinizi çok çok çok seviyorum. Ama benim hiç sevmediğim birileri var ve sanırım siz onları seviyorsunuz. Bilemeyeceğim. 
   Bazı insanlar var, o insanlar da blogger. O bloggerların da izleyicileri var, ama izleyicilerinin bir kısmının ağzına sıçmışlar. Biraz önce de tırnağım kırıldı, çok ironik oldu. Tam cupcake deseni yapacaktım, kırıldı.
   Tatlı kızcağızımızın midesini bulandırmışlar, he sonra yorum yapmışız neden yayınlamamış biliyor musunuz ? Çünkü sokak ağzıyla yazmışız, salakmış yorumlarımız, seviyesizmişiz sanırım biraz. Şimdi bu yazıyı da Behzat Ç. izledikten sonra yazdım çok pis argo konuşasım var.
   Ama belki de erkekler argo konuşan kızlardan hoşlanmıyordur. Ne de olsa biz kadınlar kendimiz için hiçbir şey yapmıyoruz her şey erkekler için. 
   Demiştim ya sırf erkeklerle ilgili yazıyorlar diye meğer sadece yazılar değil, bütün hayatlarını erkeklere göre yaşıyorlarmış oje rengi dahil. İlginç gerçekten. Yani sabahtan beri gülüyorum çok ciddiyim. Erkeklerden başka ilgi alanın yok mu diye sorduğumda cevap vermemesi normalmiş çünkü cevabı yokmuş sanırım.
   Biri de şöyleyim böyleyim ama sevgilim vaar gibi bir şey yazmış baya gülmüştüm de yazının sahibi gülememiş. Nasıl gülsün yorum sahibi haklı yani. Kız bütün hayatını erkeklere göre yaşadığı halde sevgilisi yok napsın! 
  


   Banane di mi ? Değil işte. Çünkü bazıları diyor ki burası benim alanım, aşağılarım, sonra tepki gösterilince de yorumları yayınlamam, hatta gönderilen yoruma cevap yazıp yorum yazanı da aşağılarım.
   Ben izleyici olmaya devam edeceğim. Ne zaman sevgili bulacağını merak ettiğim çok insan var çünkü. Bazılarının dramı ilgimi çekiyor. Ama bir daha yorum yazmayacağım çünkü sayfasını çöpe çeviriyormuşuz sanırım.
   He ama bu yazıya istediğiniz gibi yorum yazın ben kaldırabilirim. Çünkü yazdıklarımın arkasındayım ve cevap verebilecek kapasiteye de sahibim. 
   Kızlar, bildiklerinizi unutun. Moda makyaj falan çöpe. Erkekler çıplak gezmemizi istiyormuş. Mühim bilgi es geçmeyin. Belki yardımcı olur bazılarına.
   He bir de rica ediyorum imla kurallarına dikkat edelim. Yoksa çöpe dönüyor buralar. Temizlemekle uğraşırken french manikürüm bozuluyor sonra.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Mim 8# Mim9#

      Güzel bir pazartesi sabahında hepinize merhaba :) Herkes nefret ediyor pazartesilerden. Ben de normalde nefret ediyorum ama vize sonrası olduğundan bu haftayı kendime tatil ilan ettim biliyorsunuz. O yüzden bu pazartesi benim için çoook güzel. 12 de kalktım, bloglara baktım ve çok rahat bir gün için program yaptım. Sonra da çocukluk arkadaşım K. gelip bana poğaça yapmayı öğretecek. Yarın sevgilim gelecek çünkü kahvaltıya ^^
       Öncelikle Bir İnce Ses ve ssdesignbutik ten özür diliyorum. Mimlemişlerdi beni ama benim sınav haftam dolayısıyla yapamamıştım. Herkes yaptı bitirdi ben kaldım :D O yüzden kimseyi mimleyemeyeceğim sanırım. 

       İlk mim ssdesignbutik'tendi. Tek bir fotoğrafla makyaj malzemelerimizin resmini istedi. Ben aslında blogda kişisel şeyleri hiç yayınlamadım ama sonra neden olmasın dedim. Ondan sonra da diğer makyaj mimlerini görüp vazgeçtim çünkü çok gösterişlilerdi. :D Sonra amaaann banane yea benim ihtiyacım mı var dedim (teselli modunda nora) Neyse sonuç olarak telefonumla görüntüsü çok boktan olan resimler çektim. Makinem bozuk diye mimi yapmasaydım olmazdı çünkü.



Gördüğünüz gibi bunlardan ibaret. O kadar göz kalemi ne la dediğinizi duyar gibiyim. Annem elli tane alır farklı tonlarda çoğu onun yani. Cleopatra kremin önünde gördüğünüz gibi bir tane allık fırçam var o da Avon. Solda Glisslerin önündeli Miss Taylor Sigma kabuki fırçayı da çekilişten kazanmıştım. Far kullanmam, şu en sağdaki hediye zaten. 

    
     Hiç öyle mavi yeşil falan oje kullanmam, mat ve pastel renkler kullanırım. Evde baya bir krem var ama benim en çok kullandığım bu Vanilla by Bettina Barty olduğundan bunu koydum.  

    Şimdi sıra Bis'ten gelen mimde. Değişik bir konu zevkle cevap veriyorum. :)) 
  
   1- Ruhunuz hangi renk?    2- İzlediğiniz blogçular sizce hangi renk?

Beyaz: Temizlik, saflık ve güven hissi verir. Hüzünlendirir.
Siyah: Konsantrasyonu ve özgüveni artırır. Çoğu ülkede matemi temsil eder.
Mavi: Özgürlük hissi verir ve sakinleştirir.
Yeşil: Dinlendirir ve huzur verir.
Kırmızı: Tansiyonu ve kan akışını hızlandırır. İştah açar.
Sarı: İnsana heyecan ve canlılık verir. Dikkat çekicidir.
Mor: Bilinçaltını olumsuz etkiletebilir.
Pembe: Neşe, güven ve rahatlık verir.
Turuncu: İştah açar, yorgunluğu giderir.
Lacivert: Düşünce gücünü arttır, ciddiyet verir.
Kahverengi: Toplum içinde rahatlık ve güven verir.
Gri: Alçakgönüllüğü ve dengeyi ifade eder.

     Benim ruhum bence lacivert ve mavi. Hiçbir zaman çok sosyal, çok güleç bir insan olmadım. Sadece sevdiğim insanların yanında gülerim, onları da güldürürüm. Ama yeni bir ortama girdiğinde bile atılgan, neşeli olamadım hiç. Hep ciddi olandım. Düşünce konusunda yorum yapmıyorum. Düşüncelerime sıçıyım. Bu yüzden lacivertim. :)
    Mavi benim daha çok kendimle kaldığım zamanlarla ilgili beni yansıtan bir renk. O yüzden pek açıklayamıyorum.

    Şimdi sırada hangi blogcu hangi renk sorusu var.


    Beyaz: Mia Wallace çünkü hayatında her şey tertemiz gibi, deformasyona uğraşamamış hiç değerleri :)
    Siyah: Leah'cım matemi temsil etmiyorsun kesinlikle ama nedense siyah deyince aklıma sen geldin. :)
    Mavi: Lazanya, kendisi katılmayacak ama beni sakinleştiriyor nedense.
    Yeşil: Profösör kesinlikle. Bana dedemi hatırlatıyor.
    Kırmızı: Valla alışveriş ve yemek blogları bu etkiyi yapıyor genelde.
    Sarı: Tabi ki canım Ezgi'm. :)
    Mor: Bilemedim. Sırf bilinçaltı ve Freud kelimelerinden aklıma Pinkfreud geldi ama alakasız bu konuyla :D Yok öyle bir blog.
    Pembe: Tabi ki Missbone. Sadece temalarından değil ama neşelendiriyor beni. Arkadaşımla sohbet ederken duyduğum rahatlığı duyabiliyorum.
    Turuncu: Hepinizi okumak yorgunluğumu gideriyor benim, eve gelip ilk yaptığım şey bilgisayarı açıp okumak oluyor.
    Lacivert: Jano en uygun aday. Ne zaman yazılarını okusam bu etkiyi yaratıyor.
    Kahverengi: Bir İnce Ses, kendisi de beni kahverengiye yazdı, ben de kesinlikle onu yazıyorum. O kadar benzer düşünüyoruz ki güven hissinin oluşması, yalnızlık hissinin kaybolması normal :)
    Gri: Mrs. Baros kesinlikle. Sosyal medyada o kadar adı geçiyor ama yazılarının kalitesi de tarzı da aynen devam ediyor. Üstelik en tarafsız ve en mantıklı yazar seçiyorum kendisini. :)

18 Kasım 2011 Cuma

Yoruldum !

   Şu an gecenin körü. 2.40. Tam 4.30 saattir ders çalışıyorum. Ara da vermedim bunu da belirteyim. Nasıl dayandın lan o zaman derseniz o vitamine borçluyum, siz beni dinleyin alın. :D Bu arada her gün okula giderken ayrı bir saçmalık yaşamaya devam ediyorum. Mesela geçen gün hayatımın en saçma otobüs kaçırma olayını yaşadım. Ben erkenden duraktaydım. saat 11.50 ama otobüs 12.05 te kalkıyor. Büfeye gidip bisküvi alayım dedim yolda yiyeyim diye. Çünkü sabah da kalkıp çalıştığım için kahvaltı yapmaya vaktim olmuyor. Neyse aldım büfeden bisküvimi, arkamı bir döndüm ki otobüs gidiyor. Ne ayak lan diye arkasından koştum tam ışıkların orada yakaladım. Işıklarda iki saat durdu, yeşil yandı hala hareket etmedi, ama aç diyorum açmıyor kapıyı. Pes ettim. Meğerse geç kalkmış o yani 12.05 te bir tane daha kalktı neyse ki ben de okula geç kalmadım. 
  
   Bugün de iki tane sınavım vardı. Saçımı yapmaya vaktim yoktu. Ve sizin ev topuzu dışarısı için yapılınca kötü olur teorinizi çürüttüm :D Aslında bunu şöyle bir etkene bağlıyorum siz de deneyin. Rahat bir şekilde yaptım topuzu aynaya bakmadan, sonra da bant gibi kullanmak için olan ince fularlardan var ya onlardan bağladım fiyonk yaptım. Kırmızı ruj da sürünce güzel oldu. Yani 5 dk da aslında fazla bile hazırlanmış oldum :D. Yarın bu haftanın son sınavına gireceğim. Öldüm, bittim. Ama akşam annemle buluşup ayakkabı alacağım için tüm yorgunluğum geçecek tabi :D






    Kendimi kandırmaya çalışıyorum. Gülüyorum, ayakkabı falan. Bok gibi hissediyorum lan aslında. Zaten hiçbir zaman da alışveriş tedavi olmadı benim için. Zaten bok gibi de para harcamam ben alışveriş için. Harcadığım zaman da içime oturur zaten. Ya bu arada moda bloggerları size söylüyorum, abi neden o ürünlerin fiyatlarını yazmıyorsunuz ? Tamam süper markalardan almışsınız elli bin tane fotoğraf çekmişsiniz, attınız havanızı da oh, süper hayatınız var tamam da fiyatlarını yazmadıktan sonra benim ne işime yaradı o ? Yani siz şöyle sanıyorsunuz heralde herkesin bok gibi parası var hatta herkes ürünlerin fiyatının bile yazmadığı yerlerden alışveriş yapıyor. Yani o gösterdiğin ürün güzelse fiyatı da uygunsa ben alırım belki de ama yazmıyorsun ben senin endamını görmek için mi izliyorum o blogu ! Yok şu ganimetim yok bu alışverişim diye başlık atıyorsunuz yani hiiçççç izleyenlere yönelik olmuyor söyleyeyim size. Ama kombinleri çok seviyorum, fikir veriyor baya onu da geçmeyeyim. Yiğidi öldür hakkını yeme.

14 Kasım 2011 Pazartesi

Kötü rüya görmeyeceğim, kötü rüya görmeyeceğim

    Öncelikle bir çekiliş duyuracağım. Çünkü hediyeler çok güzel. Ben çok severim hediye :))
    http://nzlsyn.blogspot.com/2011/10/my-first-giveaway.html
   
    Bugün ikinci sınavıma girdim ve şimdiden canım çıktı. 10 sınava daha nasıl girerim, girsem nasıl geçerim hiçbir fikrim yok. Ayrıca dün gece bir rüya gördüm. Yemin ederim hayatımda gördüğüm en kötü rüyalardandı. Uyandığımda ağlıyordum. Rüyamda benim ilişkim mükemmel ilişkiydi, nasıl olur, ama neden böyle bir mutluluğa layık görüleyim ki ben zaten, bir daha kimseye güvenemem diye ağlıyordum, uyandığımda da rüya olduğunu anladığımdan, mutluluktan ağlıyordum. O kadar kötüydü ki, buraya yazmayacağım bile.


          


   Okulda 3. senem ve gördüğüm en sıkıcı ders olma vasfına sahip olan Ticaret Hukuku dersinin bugün sınavı vardı. Dün 120 sayfa okuduğum halde aklımda gıdım bir şey kalmadığını fark edince sinir krizi geçirip ağlamaya başladım, sonra gece de rüyadan uyanınca sabah gözlerimin halini tahmin edebilirsiniz. Göz kapaklarım ayrı birer göz büyüklüğüne ulaşmış, aynadan bana selam verirken kapatıcı ve rimelle biraz normal hale getirmeyi başardım. Evden çıktığımda yağmur yağıyordu ve aylık akbilim de bitmişti. Onu doldurup zar zor otobüse yetiştim. Biraz okuyunca aklımda kaldı bir şeyler. En azından finalde yeterli bir not alırsam geçebilirim belki. Eve dönerken otobüs neredeyse kaza yapıyordu. Zaten 45 dk oldu döneli. Açlıktan ölüyorum belki iyice doyup dexter izlersem kendime gelirim :). 


   En büyük şansım vizelerden sonra sevgilimin, finallerden sonra benim doğum günüm olması. Bittikten hemen sonra akşam yemeğe çıkacağımızı bilmek biraz yardımcı oluyor :D. Sınav dönemi bittiğinde bu yazıyı tekrar okumak ve şükretmek istiyorum. Fringe'de rüya görmeyeceğim diye tekrarlayıp kendimizi şartladığımız zaman rüya görme olasılığımızın düştüğünü söylüyordu Walter. Onu kötü rüya görmeyeceğim şeklinde söyleyip denemeyi düşünüyorum.

12 Kasım 2011 Cumartesi

O kadar para verirken içiniz acımıyor mu o fırçalara ?

   Yapmam gereken mimler ve eleştirmem gereken konular var. Ama gördüğüm ve ağzımın on saat açık kaldığı bazı postlar var ki, beni şu yazıyı yazmaya mecbur bıraktı. Tam biraz önce makyaj malzemesi mimi için fotoğraf çektim. Benim öyle aşırı bir makyaj alışverişim olmaz. Resimlerde de göreceksiniz ki birkaç gerekli, birkaç da gereksiz şey var o kadar. Zaten far kullanmayı siyah far dışında hiç sevmem. Ojeler, kremler falan var. Cildimin elli ayrı ürüne ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum, ki o kadar ürünün zararlı olduğunu düşünüyorum. Her neyse konudan saptım. Fondöten, allık ve far için birer tane fırçam var. Yani zaten kaç tane ayrı fırçayla fondöten süreceğim ki ? Ama arkadaş, Allah aşkınıza bir makyaj fırçasına 50-100 TL arası para verirken hiç mi içiniz acımıyor ? Hiç mi şöyle cızz etmiyor ? Tamam hadi bir allık fırçası bir fondöten fırçası aldın onlar da kaliteli olsun dedin, hadi bir de far fırçası al renkleri karıştırıyorsun falan fıstık, 50 tane fırçayı ne yapıyorsunuz gerçekten ? Ve onların hepsi de çok pahalı. Bu yargılamak için yazılmış bir yazı değil. Sadece merak ettiğim için soruyorum. Aranızda mesela 80 lira verip fırça alan biri varsa bana içi azıcık da olsa acımış mı cevap verebilir mi ?

Uyku istiyorum.

   Canlarım, sorarım size, kimin yarın yani Cumartesi günü sınavı var ? Benimm. Peki kim yarınki sınav için az çalıştı ve o dersin yaz okulu da açılmayacakmış ? Ben.
   Peki kim dün gecenin köründe örümcekli gerilim filmi gibi rüya görüp 5.10 da uyandı, sonra korkudan sabah ezanına kadar uyuyamadı, uyuduktan sonra tekrar korku filmi rüyası gördü ve tekrar uyandı ? Ben.
   Ama olsun. İki gün önce sevgilisi sürpriz yapıp evine çiçek yollayan da benim ^^. Nankörlük yapmamam lazım. Biraz önce saçımı yaparken iki parmağımı birden yaktım. Şu an biraz sızlıyor.
   Bu arada Nerox diye bir vitamin kullanmaya başladım. Gerçekten baya işe yarıyor. Akşam hala enerjik hissediyorum. B1 B6 ve B12 varmış içinde, tavsiye ediyorum. 
   Ama her şeyden çok uyku istiyorum. Bir ara sinerji yapmıştık ya buradan yine yapalım mı lütfen Nora deliksiz uyusun diye :)) Gerçekten gecenin köründe uyanmak istemiyorum. Hem ertesi gün çok sinirli oluyorum hem de gece çok korkuyorum uyanınca. Yarın erken kalkmam gerek. İyi gecelerr :). 




  

10 Kasım 2011 Perşembe

Gerçekten bir şeyleri mahvetmeden, mutlu bir gün geçirme sanatını anlatan bir kişisel gelişim kitabı olsa alıp okurum

   Vay anasını. İzleyici sayım üç basamaklı en küçük doğal sayıya ulaşmış. "100. izleyicim kim olacak lan acaba" diye merak ediyordum. 3000 küsür izleyicisi olan İspanyol bir amca olmuş. Yazdıklarımı anladığını düşünmüyorum açıkçası. Çünkü Türkçe bilse Türkçe yorum bırakırdı. Ama Green Grass postuma İspanyolca yorum bırakmış. Ben Google çeviri terk bir şekilde yorumda bir bokluk olmadığını anladıktan sonra yayınladım. Ama ne göreyim ! Bana bıraktığı yorumun aynısını bir başka bloggera da bırakmış ! Jose, tatlım, bunu bana yapmayacaktın. Şu an nasıl duygular içinde olduğumu anlatamam sana. Çok reklam kokan hareketler bunlar. 100. izleyicimin coşkusunu yaşamama bile izin vermedin. Bırak allasen. 






   Şu an göğsümde bir öküz hatta bir fil oturuyor. Yani eve gelirken kendi kendime konuşmama ve elli bin kez her şeyin içine ettiğimi tekrarlamama sebep olan bir fil. (Aklıma, fil büyük ve gridir, küçük ve beyaz olsaydı fil değil aspirin olurdu diyen öss sorusu geldi, ama ambiyansı bozmak istemiyorum, çünkü buradan sonrası ciddi bir yazı) Gerçekten bir şeyleri mahvetmeden, mutlu bir gün geçirme sanatını anlatan bir kişisel gelişim kitabı olsa alıp okurum. Ya da sevgiliye trip atmama sanatı da olabilir. Tartıştığımızda genelde o haklı oluyor, onu üzdüğüm için üzülüyorum. Ama nadiren ben haklı olursam da aynı şekilde o üzüldüğü için üzülüyorum. Hani böyle dizilerde falan bir süre sakinleşmeye ihtiyacımız var derler ya, hatta bazen birkaç gün aramazlar birbirlerini, işte ben onları hiç anlamıyorum. Ben bir saat bile beklemem, bekleyemem çünkü. Kriz geçiririm. Şu anda da geçiriyorum sanırım. Yazının alakasızlığından da belli oluyordur zaten. Ama cidden çok seviyorum o yüzden. Bugün gözlerine bakarken beni ne kadar sevdiğini, hayatta yapılabilecek her şeyi onunla yapmak, alınabilecek her tadı onunla almak ve yaşanabilecek en güzel şeyleri onunla yaşamak istediğimi anladım. Şu an aramasını beklemek o yüzden daha da zor geliyor. Zaten kesin beklemem ararım yine. İnşallah beklerim.

8 Kasım 2011 Salı

Cibelle - Green Grass


  Çok çok güzel bir şarkı. Benim en mükemmel şarkıları bulan çocukluk hatta bebeklik arkadaşımın bulduklarından yine :) 
   Cibelle - Green Grass




  Şarkı Tom Waits tarafından yazılmış.  Bu da sözleri ve Türkçe çevirisi. Gerçekten çok etkilendim ben, umarım siz de beğenirsiniz. Sözlerini, şarkıyı dinlerken okursanız çok daha etkileyici. 

Lay your head where
my heart used to be
hold the earth above me
lay down in the green grass
remember when you loved me

come closer don't be shy
stand beneath a rainy sky
the moon is over the rise
think of me as the train goes by
clear the thistles and brambles
whistle didn't he ramble
now there's a bubble of me
and it's floating in thee
stand in the shade of me
things are now made of me
the weather vane will say 
it smells like rain today
god took the stars and he
tossed 'em can't tell
the birds from the blossoms
you'll never be free of me
he'll make a tree from me
don't say goodbye to me
dscribe the sky to me
and if the sky falls mark
my words - we'll catch mucking birds

lay your head where
my heart used to be
hold the earth above me
lay down in the green grass
remember when you loved me



Başını, eskiden kalbimin olduğu yere yasla
toprak üzerimde kalsın
uzan yeşil çimenlere
beni sevdiğin zamanları hatırla

yaklaş iyice, çekinme
yağmurlu gökyüzünün altında dur
ay yükseliyor ufuktan,
trenler geçerken beni düşün,
üzerimde biten çalı çırpıyı temizle,
geçip gitmedi mi tren çala çala düdüğünü.
boşluğa karıştım ben
uçuyorum artık havada,
gölgemde dur,
artık herşey benden oluşuyor.
hava raporunda bugün diyecek ki
yağmur kokusu var havada.
tanrı yıldızları aldı, 
birleştirdi onları,
artık kuşlar ayırdedilmiyor tomurcuklardan.
benden kurtulamayacaksın hiçbir zaman,
tanrı beni ağaca dönüştürecek.
bana elveda deme
yalnızca gökyüzünü anlat bana
ve eğer gökyüzü düşerse sözlerimin üzerine
şakacı kuşlar yakalarız seninle

başını, eskiden kalbimin olduğu yere yasla
toprak üzerimde kalsın
uzan yeşil çimenlere

beni sevdiğin zamanları hatırla   

6 Kasım 2011 Pazar

Çünkü onlar soysuz piçler

    Küfürleri sıralamama hem terbiyem müsaade etmiyor, hem de inancım. Bayramın iyi geçmesi gerekmiyor muydu ?


    Bir önceki bayramda erkenden kalkıp, kahvaltımızı yapıp, direk anneannemlere gitmiştik. Anneannem ve dedemle bayramlaşmış ve bayramın benim için en güzel yani olan harçlıkları almıştık. Bu bayram dedemsiz geçirdiğimiz ilk bayram. Sabah kalktık, kahvaltı yaparken annem ve erkek kardeşimle kavga ettik. Ciddi bir kavgaydı ve şu an konuşmuyoruz. Daha birkaç gün önce "siz ne kadar mükemmel kardeşlersiniz, normalde hep kavga eder kardeşler, çok özeniyorum size ihihihi" diyen renkli gözlünün nazarının değeceğini biliyordum zaten. Yaş 18-20 olunca kavganın boyutu da büyük oluyor işte. Kardeşim askeri pilot olmak, kesinlikle askerliğini yapmak, hatta mümkünse komando olmak falan istiyor. Benim de o söz konusu olduğunda sinirlerim bozuluyor. Daha geçen gün iki pilot şehit oldu. Ne başka mesleğe, ne bedelliye ikna edebildim. Bu sabah kavga ettik. 






    Nasıl yaşıyorsak öyle yaşamaya devam ediyoruz. Yıllardır yüzlerce insan şehit oldu. Türk milleti dediğin o kadar mükemmel bir milletse, doğuştan askerse neden hala bunca insan ölüyor da hiçbir şey yapılmıyor dedim. Okuluma gidiyor geliyordum, 26 asker şehit oldu, millet iki gün tweet attı sonra hayatına devam etti, ben yine okuluma gidip geliyorum. Vatan mı kurtuldu ? Hayır hiçbir şey değişmedi. Sadece piç kuruları bizim askerimizi öldürdü. Neden ? Çünkü onlar soysuz piçler. Eee başka ? Biz hayatımıza devam ediyoruz. Vatan nasılsa hala öyle. Onlar öldüğü için vatan nasılsa hala öyle dedi kardeşim. Askerler olmasa sen okuluna gidemezsin, ben de bu vatan uğruna ölmeye hazırım dedi. Ben o öyle deyince hangi vatan Allah aşkına bırak ya dedim. Ben orada bir kaç çapulcu bokun kardeşime zarar vermesi, hatta birilerinin kardeşine zarar vermiş olmaları, ve vermeye devam edecekleri ihtimali üzerine sinir krizi geçirirken hangi vatan demişim ya, işte bu yüzden benimle konuşmuyor. İyi o zaman birileri ben rahat yaşayayım diye ölsün, sonra benim kardeşim de başkaları rahat yaşasın diye mi ölsün ? Sıçayım böyle işe. Bu bir savaş bile değil. Annem hep der ki "Savaş ülkeler, insanlar arasında olur, onurlu olur." Ama o piçlerle yapılan şey savaş bile değilken, savunduğunuz vatanda kimse kılını kıpırdatmıyorken, piç kurularını öldüremiyor, tecavüzcüleri ödüllendiriyor, kadınların dayaktan ölmesine izin veriyorken, ben "Hangi vatan?" demişim diye kardeşim benimle konuşmuyor. Ve eşek sıpası bana "Zaten seneye harp okulunu kazanırım, haftasonları anca gelirim, okul bitince de şark görevine giderim, görmeyiz birbirimizi." diyor. Damarıma basıyor resmen. Konuşmuyor benimle. Sıçtığımın bir terör örgütüne karşı çıkamayan, suçluları besleyen ülkesi yüzünden kardeşime bir şey olursa, siktir olup giderim. Vatan matan da dinlemem.




   
    Kahvaltı masamızdaki tartışmamız annemin sinir krizi geçirmesiyle sona erdi. Sonra da kabristana gidip dedemi ziyaret ettik. Neden kabri çok ziyaret etmek iyi değil dediklerini anlıyorum. İnsan normal hayatına dönemez bu acıyla. Dedemin ellerini, yüzünü öpmek, elini başıma koymak, doya doya sarılmak için neler vermezdim. Onun elini öpmeden hiçbir anlamı yok ki. Normal bir gün gibi bugün. O kadar özledim ki onu...
   Böyle berbat bir gün geçirdim. Ve sevgilim ailesiyle bayramda yapılması gereken yegane şey olan yakınlarını görme ritüeline katıldığı için bütün gün konuşamadık. Bare o normal geçirsin, mutlu olsun. Yarın da ben mutlu olurum. Buluşacağız çünkü.


    Hepinize iyi bayramlar :).

5 Kasım 2011 Cumartesi

Cidden malsınız okuldaki erkekler !

  Canlarım canlarım nasılsınız ? Ben gördüğünüz gibi çok iyiyim. Neden bu kadar iyiyim hiçbir fikrim yok. Aslında bugün sırf notlarım tam değil, fotokopici tamamlayamadı diye karşıya geçmek zorunda kaldım. Ki yine de notlarımı tamamlayamadım. Sevgilimi özledim. Teyzemin, abartmıyorum ve sinirimden değil, gerçek bir deli olduğunu ya da şizofren olduğunu anlamış bulunuyorum. Bir sorunu var ama teşhis koyamadım. Ama buraya rahat yazamıyorum çünkü bir keresinde onun bilgisayarından giriş yapmıştım. Ne kadar geçmişi silsem ve onun kapasitesinin buraya girmeye yetmeyeceğini düşünsem de tedbirli olmalıyım.
   Yeni yaptığım saç rengimi beğendiğim için mutlu olabilirim bak o olabilir. Bir keresinde kuaföre gidip ben bu rengi istiyorum demiştim, adam hazır boyayı dayadı, istediğim rengi de yapamadı, ama 80 lira almıştı. O günden beri saçımı kendim boyuyorum gayet de güzel oluyor. :))



   Bizim okuldaki erkeklerin ciddi embesil olduklarına karar verdim. Hatta arkadaşlarımla sebebini paylaşınca onların da öyle düşündüklerini öğrendim. Şimdi zaten gerçekten çok yakışıklı, karizmatik birine rastlamadım. Olsa da farkında değilimdir zaten pek kafamı kaldırıp bakmam sevgilim dışında kimseye. Ama eğer olur da okulda sıkılırsam, kafamı kaldırıp etrafıma baktığım olur tabi ki, hepimizin olur. Yani gerçekten aslında etrafıma bakıyorum sadece. İnsanları inceliyorum canım sıkılınca. Ama o ara yanlışlıkla bir erkekle göz göze gelirsem şartellerim atıyor. Çünkü okuldakiler nasıl beyin özürlülerse bir kere göz göze geldik diye bir komplekse girmeler, bir ego yükselmesi, göt kalkması durumu oluyor. Yani mesela ben göz göze geldim, yani herhangi biri o benim için, sonra başka taraflara bakmaya devam ettim ya, illa ki o mal tekrar tekrar bakıyor. Ona mı bakıyorum sanıyor ne sanıyorsa artık. Anlamadım nasıl bir flört açlığıdır bu, hemen götünden anlıyorsun. Kızlar da aynı şeyi düşünüyormuş neyse ki. Sorun bende mi öküz gibi mi inceliyorum milleti diye düşünmeye başlamıştım artık.

   Cumartesi günü sınavlarım başlıyor. Bütün bayram çalışmam gerek. Ooof of. Sınavlardan hemen sonra da dersler başlayacak. Ama benim için bu sorun mu ? Tabi ki hayır. :) Çünkü her sınav dönemi sonrası ben kendime bir hafta tatil ilan ediyorum. Ve o yorgunluktan sonra kaçırdığım dersler hiiççç umrumda değil banane.

1 Kasım 2011 Salı

Ama ben insan olsam sizi insan yerine koymam zaten di mi ?

   Aslında bugün yazmayacaktım, ders çalışacaktım. Yazarsam da bu konuda yazmayacaktım, sizinle bir şarkı paylaşacaktım. Ama olmadı, yine sinirimi bozmayı başardılar. Ama bu genel olarak"her şeye sinirleniyor bu kız da yeaa" gibi bir tepkiye neden olmasın, çünkü eminim siz de hak vereceksiniz. Belki bahsedeceğim insanlar okumayacak yazıyı ama fark etmez.
   Hepinizin bildiğine emin olduğum, baya bir izleyicisi olan bir blog var. Tabi ki hangi blog olduğunu söylemeyeceğim. Kitabı falan çıktı. Pucca da değil ayrıca onu belirteyim. Şimdi bu kızımız, erkeklerden başka hiçbir şeyle ilgili yazmıyor. Zaten kitap çıkaranların % 90 ı da öyle. Şimdi bazıları kedi uzanamadığı ciğer hesabına girer eminim ki. İstediğiniz yorumu yapın ama bu gerçeği de değiştiremezsiniz, kitabı çıkan kızların bloglarında her yazı erkeklerle ilgilidir. Herkese saygı duyuyorum. Zaten o blogları takip de ediyorum yani bok atma gibi bir olay yok, gerçekten keyifle okuyorum. Sadece gün gibi ortada olan bir şeyden bahsettim.
  
    Biliyorsunuz çok zor günler geçirdim. O günlerin birinde bu bahsettiğim blogu okuyordum. Bir yandan da düşünüyorum "ben düşüncelerimi, başıma gelen şeyleri de anlatmak isterdim ya" diye. Yani nasıl erkeklerle ilgili bu kadar çok yazı yazabiliyorlar şaşırıyorum. Nasıl bu kadar uzmanlar, karakter betimlemeleri yapıyorlar hiç bir fikrim yok. Ben bunu yorum olarak da belirttim. Zaten yorumlarım yüzünden benden nefret edenlerin sayısının da bir elin parmağını geçtiğine eminim. Gerçekten hayatlarında başka bir ilgi alanları olup olmadığını sormakta bir sakınca görmedim açıkçası. Adsız olarak verip veriştirip milleti çileden çıkaranlardan değilim sonuçta gayet fikrimi yazıyorum. Ama bu insanlar olumsuz eleştirileri kaldıramayacak seviyedeler. Kızımız bana mail atmış, yorumumu yayınlamadığını, benim onu anlamadığımı ve izlememem gerektiğini söylemiş. Cevap vermedim, izlemeyi de durdurmadım. Bu arada daha önceden yazdığım olumlu yorumları da beni insan yerine koyup cevaplamamıştı zaten. Başka bir yazıya yine yorum attım, sadece bir eleştiriydi dedim, eleştirilere açık olmamız gerektiğini, sonuçta düşüncelerimizi tanımadığımız insanlarla paylaştığımızı söyledim. Bu yorumumu da yayınlamadı. 






   Bundan önce başka bir bloggerımız yine iş saatlerinden, yorgunluğundan yakınıyordu. Ve şunları söylemişti "İşçilere bile çay molası veriyorlar, bize vermiyorlar." Sen kimsin ki "işçilere bile" diyorsun ? Ben yorum atıp insanların çok zor şartlar altında çalıştığını ve işçileri de bu şekilde küçümsemeye hakkı olmadığını söyledim. Ama nedense o da onun kemikleşmiş izleyicisi de beni yaşı küçük ve iş hayatı ne demek bilmeyen kişi olarak ezmeyi uygun gördüler. Ne yaşadığıma ya da yaşamadığıma dair en küçük fikirleri olmayan insanlar hem de. Benim yaşım ne olursa olsun, sen işçileri aşağılarken beyin yaşın kaç acaba ?
   Bugünlerde kızlar blogda da twitterda da erkeklerle, yalnızlıklarıyla, bulamadığı aşklarıyla ilgili çok yazıyorlar.  Bazıları hayatlarının her kesitiyle ilgili yazarken ayrıca buna da yer veriyor, onlara saygım sonsuz, ki zaten onlar da yaptığım yorumlardan bilirler ne düşündüğümü. Ama bazıları sevgili bulunca anında blogu kapatacak gibiler, blogu sadece olmayan sevgiliyle ilgili dert yanmak için kullanıyorlar. Nasıl kullandıkları beni hiç ilgilendirmiyor o ayrı ama bugün biri cidden canımı sıktı.






   Hiç yazdım mı bilmiyorum ama ben uzun boyluyum ve zayıfım. Mankenlik yapmayacağıma göre de zayıf olmak isteyenlerden değilim. Ki gerçekten kilo almam da gerekiyor. Ama ne kadar yersem yiyeyim alabildiğim kilo sınırlı. Genetik bu bizim ailede. Yapabileceğim bir şey yok ama bu kilomla mutlu değilim. Ama biri twitterda "yiyorum, yiyorum alamıyorum" diyen kadınların cadılar bayramını kutlamış, ve zaten insan olsak yediklerimizin kilo yapacağını söylemiş. Twitterdan beni takip edenler zaten kim olduğunu da ne cevap verdiğimi de bilirler, blogda şikayet eder gibi ilan etmek istemiyorum kimsenin ismini. Ama tekrar söylüyorum. Kilo vermek isteyenler kadar almak isteyen İNSANLAR da var, ama zaten insan olsanız bunu bilirsiniz di mi ? 

   Ve tekrar söylüyorum, yalnız ve kilolu kadınlar, biz sevgilisi olan ve zayıf kadınların mutluluk kaynağı sizin mutsuzluğunuz değil. O yüzden bize bok atacağınıza diyet yapın.