Ütopya... Tam bir ütopya kafamdaki dünya. Gerçek olması mümkün değil. Çünkü bu dünyada para diye bir kavram var, silah diye bir kavram var, bu kavramlar güç getiriyor, güç daha fazla para getiriyor. En önemlisi de bu dünyada insan diye bir kavram var. Eskiden olsa, kötü davrananlara "biraz insan ol" derdim. Ama artık demiyorum. Zaten insan olduğu için kötü çünkü. İnsan kavramı hiçbir zaman olumlu bir kavram olmadı ki, biz öyle algılamak istedik. Öyle olduğuna inanmak istedik. Peki size soruyorum. Bir insanın, kendisinden daha güçsüz bir insandan her şeyini çalabildiği, bir insanın sadece renginden dolayı yargılanabildiği, köle olarak çalıştırılabildiği, bir insanın karşı cinsinin güçsüzlüğünü kullanarak ona tecavüz edebildiği, onun vücudunun içine zorla bir organını sokabildiği, bir insanın küçük bir çocuğun vücuduna dokunarak kendini tatmin edebildiği bir dünyada yaşarken, benim istediklerim ütopyadan fazla ne olabilir ki?
İnsanın ne kadar iğrenç olabileceğinin en büyük göstergesi güç kavramında yatıyor. Tecavüz de, köleleştirme de güçlünün güçsüze yaptığı şeylerdir. Siz hiç güçsüz birinin güçlü birine zarar verebildiğini gördünüz mü? Ya fizikseldir ya maddi, bir şekilde zarar veren daha güçlüdür. Peki güç kavramını eşitleyebilmek mümkün müdür? Benim ütopyamda mümkün. Şöyle, parasal gücü zaten eşitleyebiliriz, aslında bu çok kolay. Ama teoride kolay, pratikte mümkün değil. Kimseye para kazanma sınırı getiremezsiniz. Ama şunu yapabilirsiniz, işçi olarak emekçi olarak çalışıp az para kazanan insanlara az para verilmesini engelleyebilirsiniz. Peki bunu yapabilecek olan devlet, büyük iş sahipleriyle, ülke ekonomisini yönlendiren kodamanlarla güç birliği yapıp daha fazla para kazanmak yerine işçinin parasını artırır mı ? Normal şartlarda asgari ücret daha fazla olamaz mıydı? Çok rahat olurdu. Hani şimdi diyorlar ya olmaz diye, belki 5000 olmaz ama en azından iki katına çıkabilir. Sermaye şirketlerinin bunu kabul etmeyeceğini düşünüyorlar. Yapmayın lütfen, devlet bizi temsilen orada duruyor ama birkaç kodamanla baş edemiyor öyle mi? Güldürmeyin beni.
Ne kadar garip değil mi, yolda yürürken yerlerde oturup dilenen, yemek isteyen, elleri ayakları çıplak çocukları görüyoruz ve yürümeye devam ediyoruz. Çocuk, ÇOCUK. Dünyanın en savunmasız, en aptal, en yardıma muhtaç, en çıkar gütmeyen varlıkları. Yerlerde sürünüyor, biz bu duruma o kadar alıştık ki, o çocuğu görüp hiç görmemiş gibi geçiyoruz. Ama bu bizim de hatamız değil. Siz yolda bir çocuğa yemek alsanız, etrafınızı on tanesi sarar. Hepsine paranız yetmez ki...Bir gün yetse ertesi gün yine yapsanız, üçüncü gün yetmez. Sokakta o kadar çok insan var ki, bizler vatandaş olarak yetişemeyiz. Sosyal devlet kavramı burada önem kazanıyor. İnsanlar arasında sağlayabileceği kadar eşitlik sağlaması gerekiyor devletin. Sokakta yaşayan her insan için ev açması gerekmez, en azından yatıp uyumaları için, yemek yemeleri için bazı yerler gerekiyor. İstanbul'da vardır belki. Ama çoğu şehirde yoktur. Aslında bakarsanız olsa ne olur ki? Bazı dilenciler bilerek gidip orada yaşamıyorlar. Çünkü sizin bir günde terleyerek emek harcayarak kazandığınız parayı onlar yerde oturarak kazanıyor zaten. Banka hesabı olanlar bile var. Şimdi çalışanla çalışmayanlar nasıl aynı kefede olsun? Ben neden dilenciye paramı vereyim? Vermek de zorunda değilim... Bakın, yine aynı yere geliyoruz. İnsan insan olmaya devam ettikçe, birileri diğerlerinin sırtından geçinmeye, birileri daha fazla kazanmaya, birileri açlıktan ölmeye, çok az bir kısım da erdemli bir şekilde yaşamaya çalışmaya devam edecek. Ama asla benim ütopyam gerçek olmayacak. Çocukların tecavüze uğradığı bir dünyada güzel olan şeyler ne kadar güzel kalabilir ki zaten?
devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Mayıs 2015 Pazar
13 Mart 2013 Çarşamba
Devlet Denen Varlık Bu Kadar Çaresiz Olmamalıdır.
Devletin görevi bu iki insan arasındaki farkı en aza indirmektir. Devlet belki parası az olan kişiye ek ödeme yapamaz ama sunduğu imkanlarla harcadığı miktarı en aza indirir. Örneğin hastaneler çok güzeldir, çok temizdir, yeterlidir, parası az olan kişi özel hastane yerine devlet hastanesini tercih eder, ücretsiz yararlanır, ilaçlarını çok uygun fiyata alabilir. Okullar temizdir, eğitimi yeterlidir, çocuğunu özel okul yerine para ödemeden devlet okuluna gönderir ve o çocuk iyi yerlere gelir. Üniversiteyi kazandığında masraflar az paralı vatandaşımızın boyunu aşmaz, çocuğu mezun olup iş sahibi olur. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir.
Öyle bir durum var ki, eşitsizliğin de adaletsizliğin de son noktası. Az paralı işçi, çok paralı patronu tarafından işten çıkarılıyor. Ya da parasını alamadığı için kendisi işten çıkmak zorunda kalıyor. Kim bilir kaç aylık maaşı içerde kalmış. Sonra ne oluyor ? O işçiye asla ama asla o parası zor kullanma olmadıkça ödenmiyor. Ama işçi zaten güçsüz, zor kullanamıyor. Belki hukuk benim yanımda olur diyor, belki paramı o şekilde alabilirim. Peki işçi dava açsın, ne de olsa verilmiş bir emek, karşılığında verilmesi gereken bir ücret var. Önce bir dava dilekçesi yazıyor, sonra adliyeye gidiyor. İşçiyi vezneye yönlendiriyorlar. Dava harcı ödeyecek. Ne kadar dersiniz ? Alacağına göre değişiyor ve işçinin alacağı, mağduriyeti ne kadar fazlaysa, dava harcı da o kadar fazla oluyor. 1000 tl nin üzerinde olduğu bile oluyor. İşçi birkaç aylık maaşının derdine düşmüşken, elinde avucunda bir şey kalmamışken ondan bir aylık, belki iki aylık maaşı kadar para istiyor devlet. Neden peki ? O vatandaşımızın vereceği iki aylık maaşa muhtaç olacak kadar çaresiz ve muhtaç mı devlet denen organ ?
Dış borçlarımız silinmiş, yok enflasyon azalmış, yok diğer devletler çok kötü durumdaymış, bizden borç almışlar bilmem ne. Sen daha kendi vatandaşının mağduriyetini gideremiyorken, diğer devletlere milyar dolarlar versen ne yazar ? Devlet halkı için vardır. Halkının iyiliği için vardır, diğer devletlere yardım etmek için değil. Çünkü amacı sadece oysa devleti bağımsız bir tüzel kişi ilan edelim, kendi kendine takılsın. Ama devlet bağımsız bir tüzel kişi değil arkadaşlar, devlet mensup olduğu halk tarafından hayat verilmiş bir tüzel kişidir, asla bağımsız değildir, olamaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

